Ahmet Taşgetiren

Acı Ve Ümit-3

10 Ocak 2020 / Cuma 18:20:58 | YAZARLAR | Ahmet Taşgetiren

Ümmet ümmet olsa... Ümmet ümmet olsa, Gazze Gazze olmazdı, belli ki. Ümmet ümmet olsa, Somali’de bir Müslüman çocuk açlıktan ölmezdi, ötede bir başka “İslam ülkesi”nde altından taht yapan bir hükümdar olmazdı.Ümmet ümmet olsa, İslam coğrafyası böyle acılar içinde kıvranmazdı. Ümmet ümmet olmalı. Rasulullah’a lâyık olmalı. Kur’an’ın kumaşında dokunmalı. İzzeti bulmalı. İslam’ı kişiliğinde temsil eder bir kıvama erişmeli. Bunun için insan insan, ülke ülke, devlet devlet bir yeniden inşa süreci başlamalı.

Bu bizim imtihanımız. Ümmet olmak demek, Müslü-man-lığımızın içini, Rasulullah Efen-dimizin şahsiyet ölçüleriyle dokumak demek. Bundan vaz geçmek, bunu ıskalamak ve bu halimizle de “Muhammed ümmeti” iddiasında bulunmak mümkün mü?Ümmet planında yaşanan acılar, Rasululllah sallallahü aleyhi vesellemle aramızdaki mesafeden doğuyor, kurtuluş da, O’nunla aynileşmede. Yani gerçek ümmet olmada...

Fiili dualarımız olmalı.Dua etmeli, mutlaka. Dua, Rabbimizin lütfuna, yardımına, rahmetine sığınmak demek. Duasız olmaz. Ümmet olarak, Rahman’ın rahmetine, merhametine, lütfuna, yardımına, nusretine sonsuz ihtiyacımız var.Hiçbir derdimiz olmasa, O’nun lütfuyla nefes alıp vermekteyiz ve bunun için yüreklerimiz O’nun eşiğine merbut olmalı. Ama ümmet olarak acılar içindeysek, o kerem kapısını daha çok, daha çok çalmak durumundayız.Belki öncelikle fiili dua için kolları sıvamalıyız.

Fiili dua, kendimizi yeniden inşa gayretine soyunmak demek. Ülke ülke, insan insan, devlet devlet yeniden inşa. Kaybedilenlerin çetelesini tutmak ve her birini yeniden kazanmak. Gözlerimiz kaybolduysa, gözlerimizi, bilincimiz kaybolduysa, bilincimizi, yüreğimiz kaybolduysa yüreğimizi, toprağımız kaybolduysa toprağımızı, devletlerimiz kaybolduysa devletlerimizi arayıp, bulup yerli yerine ve Yaradan’ın istediği kıvamda yerleştirmemiz lazım.

Camileri, minberleri, mihrapları, namazları, oruçları, hacları, zekatları, secdeleri, rükuları, kıyamları, imamları, müezzinleri, anneleri, babaları, gençleri, yaşlıları yeniden inşa etmek... Yeniden Ebubekirler, Ömerler, Osmanlar, Aliler, Muazlar, Ammarlar, Fatımalar, Haticeler, Ayşeler, Nesibeler yetiştirmek.

Fiili duadan sonra, yüreklerimizi yönlendirmeliyiz Rahman’ın yüce katına... En canhıraş feryadı yüklemeliyiz yüreklerimize... Somali’de, çocuğunu yolda bırakmak zorunda kalan annenin canhıraş feryadını mesela... Bosna’da karnı deşilen annenin feryadını mesela...Gazze’de topa tutulan evlerin feryadını...Afganistan’da vurulan sivillerin feryadını. Suriye’de, Libya’da, Mısır’da, kendi yönetimlerinin boğazladığı kitlelerin feryadını...

Böyle İslam Dünyasına Böyle Filistin...Allah Rasûlü -sallellahu aleyhi ve sellem- “Nasılsanız öyle yönetilirsiniz” buyurmuştu değil mi? Evet, nasılsak öyle de yönetiliyoruz. O halde, 1 milyar civarındaki dünya İslam nüfusu nasıl bir görünüm sergiliyor ki, Filistin yarası, Eritre acısı, Afganistan dramı onun bedeli olarak müslüman hayalinin birer parçası halinde bulunuyor?

İslam’ın belirleyici olup olmaması, Filistin ve benzeri yaralar için çok mu önemlidir. Evet çok önemlidir. Çünkü bugünün müslümanı, atomize hale getirilmiş müslümandır ümmet bütünlüğünü kaybetmiş müslümandır. Hatta cemaat! bütünlüğünü. Dünyanın herhangi bir yerindeki müslüman için değil Filistin’deki yaraya el uzatmak, yanı başındaki müslümanın acısıyla ilgilenmek bile tamamen “ferdî” bir değerlendirme meselesidir. Oysa İslam öyle düşünmüyor. Şura Süresi 39. âyette, “O mü’minler ki haklarına, yurtlarına tecavüz edildiği zaman yardımlaşarak öç alırlar.” buyuruluyor. Demek İslam, müslümanı müslümana karşı sorumlu kılıyor. Kılıyor ama bu sorumluluk nasıl icra edilecek? İslam çağırdığı zaman kaç kişi kendisini “hayat’ın bağlayıcılığından kurtararak koşabiliyor? Filistin’deki, Afganistan, Eritre, Azerbaycan’daki Türkistan’daki bütün bu yerler müslümanların büyük kütleler halinde bulundukları yerlerdir-Müslümanların İslam’ı yaşayabilme kaygıları bizleri ne kadar ilgilendiriyor? Ya da çok çok ilgilensek “ferdî” olarak ne yapabilirdik? Demek İslâmın belirleyiciliğinin yok edilmesi, temelde ümmet gücünü ortadan kaldırıyor.

ALTINOLUK DERGİSİ 2019

 

Tüm Yorumları Göster (0)
NÖBETÇİ ECZANE
Nöbet Saati: 17:00-01:00
ÖMÜR
Telefon:
Nöbet Saati: 17:00-08:30
TUĞBA KUŞOĞLU
Telefon:
Nöbet Saati: 17:00-01:00
TÜRKER
Telefon: