Özer Yılmaz

AH FİKRİYATIMIZ

02 Mart 2021 / Salı 14:30:29 | YAZARLAR | Özer Yılmaz

İnsanlık var olduğundan beri kuşak çatışması olmuş bundan önce olduğu gibi bundan sonra da olacak. Kuşak çatışmasını ebeveyn ile çocukları ya da büyük ebeveynlerle torunlar arasında olduğu söylenebilir ancak bu yazımda olayları farklı yönlerden bakmanın yararlı olacağını söylemek istiyorum, alışılmış kuşak çatışmasını kast etmiyorum, bunlardan bahsetmeyeceğim. Klasik kuşak çatışmasından çok fikirler ve idealler arasında ki kuşak çatışmasını dile getirmek istiyorum. Benim kastım toplumun fikriyatına, hissiyatına, değerlerine, felsefi yapısına, misyonuna yön verenler olacak. Çocukluğumuzda ya da gençliğimizde toplumun geleceğini oluşturacak kuşakta bir değer oluşsun diye değişik öğretilerin anlatıldığı hikâyeler, masallar, fıkralar, anekdotlar, olaylar anlatılırdı, yazılırdı, çizilirdi. Bu olayları, hikâyeleri, masalları ya da anekdotları okuyan dinleyen genç beyinlerde bir yol bir iz, bir hedef, bir ideal oluşurdu. Beyinlerde oluşan hedef, iz, ideal uğruna gençlik birçok konforundan vaz geçer, beyninde oluşturduğu misyonuna doğru gözünü budaktan sakınmadan adım adım ilerlemeye çalışır, önüne çıkan engelleri bir bir yıkar geçerdi.

Birkaç gün önce yazılı ya da görsel basında, hukuk fakültesini bitirip avukatlık belgesini alan bir vatandaşımızın mesleğini icra etmediğini, yaşamını çobanlık yaparak geçirdiğini ve hayatından da çok mutlu olduğu ile ilgili bir haber çıkmıştı. Avukat olup da mesleğini icra etmeyen adamın çobanlık hayatının özenilecek bir hayat olarak insanların önüne sürülmesine bir anlam veremiyorum. Bu tür yazıların haber olarak insanların önüne sürülmesini gördükçe, okudukça tabiri caizse ayar oluyorum. Bu tür haberler gizliden gizliye toplumun hafızasını kurcalamak, gelişmesini engellemeyi kendine misyon edinmiş olanların yazdığını düşünüyorum.

Her meslek kendi çapında bir değere sahiptir, bunu kabul etmekle birlikte gençliğe ve genç beyinlere bir misyon vermek gerek. Hedonist duyguların ve her şeyin bireysel mutluluk üzerine inşa edilmesinin doğru olmadığını ifade etmekte fayda var. Son zamanlarda toplumsal faydadan çok bireysel çıkarlar ön plana çıkarılıyor, bireyin bireysel mutluluğunun her şeyin önünde olduğu özellikle vurgulanıyor. Bireysel hedonist yaşamlar ve bu yaşamın ayakta kalması için gösterilen çabalar ne yazık ki toplumsal gelişmenin ve bütün toplumu ilgilendiren toplumsal faydalanmanın önüne geçiyor. Bu hafızalısı alınmış, bireysel hedonist duyguların pik yaptığı Frankestein vari bireylerin yaygınlaşmasına neden olmaktadır.

Yeniden dirilişin, yeniden şahlanışın, düzen içinde düzen kurucusu olmanın yolunun laboratuvarlarda, bilim merkezlerinde, teknoparklarda sabahlara kadar araştırma ve geliştirme yapmak ile mümkün olduğu fikriyatını genç dimağların beyinlerine nakşetmek için yazarlar, çizerler, basın bu görevi kendine misyon etmeli. Basının,  yazarların, çizerlerin görevi toplumsal şahlanışı hızlandıracak eserleri gündemlerine almalarıyla mümkün olacaktır. ‘Ne şiş yansın ne kebap’ metaforundan uzak, toplumsal idealizmin toplumu oluşturan bütün fertler tarafından benimsenmiş bu benimseme minvalinde çalışmaların ve yaşamın şekillendiği bir yaşamı düşlemek, düşünmek, hayat bulmasın için uğraşmak uzak bir metafor olmamalı. 

Hayatın döngüsü ve çalışma şartları o kadar değişti ki kazanma şartları bile değişti. Üretmeden, emek vermeden, sabır göstermeden, toplumsal ya da bireysel iletişim becerilerini sergilemeden kolay kazanma yoları yeni kuşağın önüne atılıyor. Gençler kolay yollarla para kazanmanın yollarını bulmak için harcadığı zamanını toplumsal ve bireysel gelişme için harcayabilseler, kümülatif anlamda toplumsal gelişim kelebek etkisi oluşturarak bireysel gelişimin önünü açmış olacak. Zaman yeni, zaman değişti ama bizim üreten, emek veren, muasır medeniyet seviyesinde mücadele eden bireylere ihtiyacımız var ve olacak.

 

Tüm Yorumları Göster (0)