Ahmet Taştan

BAŞKAN ADAYI VE SİYASİ KİŞİLİK

06 Aralık 2018 / Perşembe 18:27:54 | YAZARLAR | Ahmet Taştan

Yeni seçim döneminde kendisi de aday olmaya karar vermişti genç iş adamı. Mevcut yönetim iktidara geldiği yıllarda henüz ortaokul çağlarında bir çocuktu. Okumayı çok severdi. Vatanına milletine hizmet etmek için çok çalışması gerektiğinin farkındaydı ve öyle yapıyordu.

Şimdi üniversiteyi bitirmiş, kurduğu firma vesilesiyle oldukça başarılı işlerin peşinden koşuyordu. İçindeki millete hizmet aşkına kanmak için bu fırsatı değerlendirecekti. Başkan adayı olmak için resmiyetteki gerekli işlemleri yapmıştı. Bu hazırlıkların ardından diğer yapması gerekenleri de düşünmüştü.

Siyasetle ilgilenen büyüklerine defalarca danışmış, aday olduğu partinin bilgilendirme çalışmalarına tekrar tekrar katılmış, liderinin her türlü konuşmasını, tutum ve davranışını ciddiyetle takip etmiş, liderleri, başkanlardan istediğini tüm vasıflarla kendini donatmaya çalışmıştı. Bu sürecin devam edeceğini biliyordu.

Bir gün sosyal medyada “Hz. Peygamber (sav)’in Siyasi Kişiliği” başlıklı bir afiş gördü. Mezun olduğu okulun derneğinde yapılacak bu konuşmaya katılamaya karar verdi. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (sav)’den de öğreneceği çok şey vardı.  Bu konuşmayı mutlaka dinlemeli ve gerekli notlarını almalıydı.

Vakit gelmişti, karşısındaki hatip çantasından çıkardığı ciltli kitapları masanın üzerini yaydı. Tuttuğu notları da önüne koydu.” Vira bismillah” dedi ve Hz. Peygamber (sav)’in siyasi olaylar karşısındaki tavırlarından söz açtı. Gönüller o anda derneğin kapısından-penceresinden bir kuş gibi uçtu uçtu zaman ve mekânı aşarak Medine semalarına ulaştı. Oradan Mekke diyarına kanatlandı.

Davet döneminde her türlü baskı ve zulme rağmen imanlarından taviz vermeden sadakatle peygambere bağlı sahabeleri görür gibi oldu. İlk tespitini burada yaptı: Demek ki lidere inanmak ve her türlü şartlar altında ondan kopmamak gerekiyordu. Zaten o Peygamber (sav) bir vakit, seni çok seviyorum ya Resullullah, diyen bir sahabeye; “öyleyse belalara ve dertlere hazır ol…” demişti.

Sonra hicrete izin verilenlerin gizli gizli Mekke’den çıktıklarını ve bir gece Akabe kayalıklarında Medine’ye davet edenlerin biatleştiklerini, Hazrec kabilesinden dokuz, Evs kabilesinden üç temsilcisi seçildiğini ve cennet karşılığında Peygamber (sav) koruyacaklarına dair söz verdiklerini gördü. İkinci tespitini de yaptı: yola çıktıklarında sözleşmek gerek. Amacı, yolu yöntemi olan konularda net bir şekilde anlaşmak, dava adamı olmaya azmetmek gerekir.

Ardından dünyanın tarihini değiştirecek hicreti planlayışını ve Hz. Ali’ye emanetleri sahiplerini vererek, peşinden gelmesini tembihlediğini duydu. Ölüm döşeğine gözü kırpmadan girecek ve emanete sahip çıkacak gençler yetiştirmek gerektiğini fark etti genç belediye başkan adayı. Dualarında kendisinin de böyle güvenilir bir aday olması için niyaz etti Rabbinden.

Siyasette dimdik durabilmek için şahsiyetini besleyecek tecrübeleri devşirmeye devam etti hatibin dilinden: “İktidarın sahibi olarak Medine’ye teşrif eden Hz. Peygamber, mescit yapılmasına karar verdi. Mescidin inşasından sonra Mekkeliler ile Medineleri kardeş yaptı. Aynı partide olan insanların da birbiriyle kardeş gibi olması gerektiğini düşündü. Her seçim çalışmasına birlikte gidip geldikçe arkadaşlarını daha çok sevdiğini hatırladı ve bu sevginin memlekete hizmet götürülmesinde en büyük güç olacağını hissetti.

Adaylığını ilan etmesinden dostları da memnun olmuşlardı. Onu belediye başkanı olarak görmek istiyorlardı. Bu düşüncesinden sıyrılan genç, kendini geliştirmek için muhabbete gönül verdi.

Medine’de Yahudilerle yapılan vatandaşlık anlaşması, şehrin savunması için alınan kararlar ve sözleşmenin hâkimi olarak Hz. Peygamberin (sav) onayının olması, dikkatinden kaçmadı. Herkese hakkını verecek, özgürce inançlarını yaşayacaklar ve beraber yaşadıkları şehri de dışarıdan gelen saldırılara karşı yardımlaşacaklardı. Her aklı başında insanların kabulleneceği bu sözleşmenin garantörü devlet başkanı olarak Hz. Peygamber (sav)’di.

Siyasi zekâsının en güzel örneklerinin göründüğü zaman dilimine yöneldi zihinler: Hudeybiye Anlaşması… Abdullah’ın oğlu Muhammed ile Amr’ın oğlu Suheyl arasında “apaçık bir fetih” diye tebşir edilen anlaşmanın imzalaması…  “İleri görüşlülük” işte bu, herkesin itirazına rağmen. Davasının yayılması için gerekli barış ve güvenlik ortamının oluşturma çabası. Öze yönelmek, kabuk ve görüntülerden uzak kalmak. 

Anlaşma maddeleri; Müslümanlar, o yıl umreye gidemeyecekler, Mekke’den kaçıp gelenler, geri verilecek; Medine’den kaçıp gidenler, geri verilmeyecek… gibi ağır mağlubiyet maddelerini bile sabırla göğüslemek. “Lider olmak” böyle anlarda davranışları ile söze itaat etmeyen incinmiş gönülleri harekete geçirecekti.

Ben-i Selasil Muharebesine, o bölgede yakınları bulunması, siyasi zekâya sahip olması dikkate alınarak, Hz. Ömer’in ve Hz. Ebu Bekir’in de içinde bulunduğu orduya komutan tayin edilen Amr bin El As’ın liyakatli oluşu. Yıkanmak için izin isteyen askerlere izin vermemesi. Alınan istihbaratın Amr bin As’ın böyle yapmasını zorunlu kılmasını…

Her bir olay dikkatlice dinleyen başkan adayı, sadakat ve liyakat noktasına takıldı. Her şeyden önce insanı tüm kabiliyetleriyle tanımanın önemini kavradı.

Belediye başkanı olursa ehil ve liyakatli insanları göreve getirmekle halkın işlerinin hakkıyla yapılacağını anladı. Sonuçta devlet adamı da olsa, aile de reisi olsa Hz. Peygamber dürüst ve adildi. İşlerini görürken tüm gayretiyle çalışırdı. Devlet başkanı olduğunda zaten 53 yaşlarında idi. Ömrünün sonlarına doğru teheccüd namazlarını oturarak kılmıştı.

Belediye başkanı olduğunda aynı gayreti göstermesi gerektiğini kavradı. Adaletli olması, paylaşan biri olması, sabırlı ve hoş görülü olması, insani ve insaflı olması, kuralları katı bir şekilde bağlı kalmak yerine öze önem vermesi gibi… Siyasette işine yaracak bir çok şey öğrendi. Sohbet bitti.

Önündeki sehpaya konan çok pişmiş kestaneden tattı, çayını yudumladı diğer ikramlar eşliğinde. Herkes sağındakiyle solundakiyle muhabbete dalmıştı. Belediye başkan adayı, kapıdan çıkarken sohbeti pür dikkat dinleyen ve robotik kodlama hakkında kısa açıklamalarda bulunan Yusuf’a; “Merak etme bu akşam eğitimci yazar, beni yazacak, bundan eminin, dedi. Ayakkabılarını giydi ve dernekten çıktı.    

 

Tüm Yorumları Göster (0)
NÖBETÇİ ECZANE
Nöbet Saati: 18:00-01:00
UZUNSOKAK
Telefon:
Nöbet Saati: 18:00-08:30
CEREN
Telefon: