Hamza Süngü

El Yine Aynı El-2

08 Ocak 2019 / Salı 15:18:56 | YAZARLAR | Hamza Süngü

    Efendimizin ruh'u lâtifleri incinmesin kasdı ile raylarına keçe döşetecek incelikte bir sultana,”Kur ’an meallerini yaktı” diyecek kadar ağzı ile kalın bağırsağı arasında mesafe mefhumu barındırmayan müptezeller ve vefatından sonra pişman olup yanlış yaptık diyen, hatta diyemeyen şairler ve güya aydınlar, sanki kabirlerinden dirilip yeniden gelmişler de Abdülhamid Han değil tâ ki Adem nebiden beri süregelen; “Görürsün, bir gül açılsa yanında hâr olur peydâ” kelâmı kibârını doğrular nitelikte afkırmalarına kaldıkları yerden devam ediyorlar.

 

Küfrün de zikri dâim azîzim. Küfür de zikri dâimde…


Ahtapotun dini kisveye bürünmüş kolunu halkının yardımı ile koparan, Askeri kanadını tarumar eden,siyasi tarafını pusturan, medya ayağını tahta bacağa çeviren bir adamın yanında, inancı ve inananlar vardı sadece.

 

Zaten inanç ve inancına katılanlara millet denir lügatte.terör görüntüsü ile gelenler,sermaye işin içine girince içimizde bulunan iblisin veledlerinden destek buldular.


Güvenliğinden vazgeçen, dininden dönüveren, gazetesini okumayıverenler, iş paraya ve refaha gelince yüz seksen derece döndüler.

 

İçimizde bulunan sermaye baronlarının dolar bahanesi ile yaptığı zamma bakıp kendileri de dolar kuru ile alakası olmayan temel gıda maddelerine zam yapan ahmaklar, bu gün mezardan çıkardığı ecdadına, bir kurşun daha sıktı.

 

Hem de kendi ceddine. Bir taş Habil’e ! Bir kuyu Yusuf’a ! Ve ateş ibrahim'e !
 

El yine aynı el ! Ahmet’ten olma, Ayşe’den doğma,t opraktan imâl ! Ha pardon çamurdan !!! 


Haftanın beş gününü Üsküdar Kısıklı’daki evinde geçiren bir Garibe,-saray,saray diye havlayanlar;

 

-Ben bu sesi tanırım. Hani kervan yola düzülünce...Bir işadamının malikanesinin ihtişamının yanında müştemilat gibi kalan evinde bir mahalleli gibi oturan adam benim ! Yani benim zihniyetim.


Anasının ayağını öpen, Filistinli bir çocuğa bakıp ağlayan, Yahudi’nin gözüne baka baka; zalimsin diyen bir adama, vatan sattı diyerek böğürenler, mağaralarda stoklara koydukları patateslere bağırsın.Domateslere höykürsün.

 

Zira duymaz kulağım ikircikli sesleri! Hani demiştim ya;
Gençtim, delikanlıydım. Kalbim benden büyüktü.

Yalan söylemiyordu. Kendinden olana meylediyordu.


 

Bir ses vardı fişek gibi, ateş gibi, mermi gibi bir ses ! 

Ya Rab, bu aşktır, vallahi değil heves !


Selam ve dâva ile...

Tüm Yorumları Göster (0)