Ahmet Taştan

FARK ETME YAZISI…

12 Nisan 2018 / Perşembe 18:23:19 | YAZARLAR | Ahmet Taştan

Öğrencilerinin önüne bıraktığı beyaz kâğıdın üzerinde “Düşünce Yazıları Serisi 1” yazıyordu. Büyük sınava hazırlanırken bu tip düşünce yazıları yazmak yorgun zihinler için oldukça zordu. Ancak iki saatlik dersin bir kısmını buna ayırıp bir şeyler karalamak ve ardından da dönüp rakamların, şekillerin, grafiklerin dünyasında yarım kalan işlerine devam etmek isteyenleri fark etti. Bu tipler sınıftakilerin “Hocam, yine mi yazı? Yazmayalım artık” diyen iniltilerini duymadı bile.

A4 kağıdının üst tarafında “Dost-düşman, iki samimi arkadaş, aşık ve sevgiliyi merkez alan bir düşünce yazısını realizm veya sembolizm etkisinde kaleme almasını” rica ediliyordu.

“Neden böyle bir yazı istiyorsunuz bizden?” sorusunun önünü kesmek için amaç için bir cümle yazdı.; farkları görebilmek ve bunu bir anlatım tarzı çerçevesinde anlatmaktı.” diye özetledi geçen hafta verdiği yazı ödevini. “Ne var şimdi bunda?” diye cümlesini bitirdi. Olaylara hep başkaları tarafından bakan ve yorumlayan arkadaşı çayından bir yudum çektikten sonra;

“Olay bu mu sevgili hocam” dedikten sonra açtı ağzını yumdu gözünü.

Hakikaten çok ilginç bir öğretmensin. Aslında bu “ilginç” kelimesini “nefsin kabarmasın” diye söyledim. Son yıllarda ülkemizde yetiştirilmek istenen insan modelini arzuladığın belli. Bir yazıda kaç konuyu dikkate almalarını istemişsin. Farkları görmek. Benzerlikleri fark etmek...

Ama biliyorsun öğrencilerinin arasında senin fikirlerini kabullenmeyip öküz altında buzağı arayan tipler olduğunu söylemiştin. Bak şimdi ben, sana ters bir zihniyete sahibim, diyelim. Şu dost düşman kelimesinden çokça işkillenirdim.

“Dost” derken kimi, “düşman” derken kimleri kastettiğimi anlamak istiyorsunuz, diye başkaldıracak öğrenciler gibi düşünüp verdiğiniz konuya itiraz edebilirim. Toplumu yönlendirmek, şu yaşlarda zihin altyapımı biçimlendirmek istiyorsun, der reddederim yazmayı. Size ne benim kimleri dost edindiğim, kimleri düşman bellediğim. Benim zihniyetimi fark edemeyeceğiniz bir yazı yazmak mümkün ama o da zaman alır.

Siz kim bilir neler çıkaracaksınız bu yazının altından. Görünüşte bize basit bir yazı yazdırıyorsunuz ama siz nasıl düşünüyorsunuz onu çok iyi biliyorum” dedi konuşmaktan ağzı kuruyan dostu. Bir iki fırt çekti sonra öğretmen arkadaşına “nasıl öğrencilerin kadar itiraz edebiliyor muyum ya da onlar gibi düşünebiliyor muyum?

Siz böyle yazılarla toplum mühendisliğine soyunmuş olmuyor musunuz? Bu konular öyle masum öyle objektif olacağını sanmıyorum derken, bazı öğrencileriniz bu konularda bilgilerini henüz tam ve net bir açıklığa kavuşturmamış olabilir.

Gençleri hoş görmen lazım hocam. Onlar kim bilir neler düşünüyorlar, kimlerle neler konuşuyorlar, bilemezsin. Sınav stresiyle bazen ne düşündüklerini kendileri bile bilmiyor olabilirler. Bu konularda seni protesto ediyor gibi görünseler de boş ver. Senin öğrencilerin akıllıdır, saygılıdır. En azından sen onların karşısında saygın bir duruş sergiliyorsun.

Yo hocam, bana itiraz etme. Senin sivri fikirlerin var, hem siyasetle ilgilenmesen de sevdiğin siyasetçileri sevmeyenler olabilir. Hadi açık söyleyelim herkes cumhurbaşkanını sevmek zorunda değil.

Unutma sayın hocam, Peygamberimiz (sav) ne buyuruyor; “İnsanlara akıllarına göre konuşunuz” Onların dar ve körpe dünyasına bu kadar geniş ve köklü fikirlerle girecek olursan olacağı bu. Lakin bu tip öğrencilerin mevcudu azdır.

Fakat düşünmek ve düşündürmek tehlikelidir hocam. Fikri hür, vicdanı hür nesillere sahip olmak her milletin harcı değildir. Vatan, milletin selameti için gönülden fedakârlık yapacak, batıya, batılılara ve batıla zihnini kaptırmamış nesiller yetiştirmek için bu düşünce yazılarına devam etmek lazım sayın hocam. Bakmayın benim böyle dik dik konuşmalar yaptığıma, eğitimi siz bizden çok daha iyi biliyorsunuz.       

Tüm Yorumları Göster (0)