Özer Yılmaz

MEHTAP BAKKALİYESİ 1

09 Haziran 2021 / Çarşamba 10:15:53 | YAZARLAR | Özer Yılmaz

1977 yılının ilk ayının ortalarıydı, insanın iliklerine kadar işleyen ayaz vardı. Kıymet Hanım köydeki evini ve yazları ektiği bahçesini satmış eline üç beş kuruş geçmişti. O güne kadar kiralık bir evde oturmamış olan Kıymet Hanım için icarda olmak, başkasının evinde oturmak, fazla zaman almaması gereken bir zaruretti. Oysa Çifteler kasabasına alışmak çok zor olmayacaktı. Tozlu sokakları kışın tıpkı köy gibi çamur olurdu, ilkbaharda ise her yerinden al yeşil fışkıran bahçeleri ve meyve ağaçlarıyla görebilecek en güzel yerdi. Tatarı, manavı, yürüğü, muhaciri dip dibe canciğer kardeşçe yaşardı. Bu haliyle köyleri aratmayacak sıcaklıkta bir yerdi.

Kıymet Hanım  “Küçücük baraka kadar bir evim olsun yeter,” derdi hep. Bu düşüncesiyle bu kasabada arsa arıyor, ev yaptırmayı düşünüyordu. Yenidoğan Mahallesinde dolaşırken bir bakkala bu civarda satılık arsa var mı diye sordu. Adam ufak tefek aksakallı yaşı geçkince ihtiyar denilebilecek biriydi. Alışverişe gelenler ona hacı amca diye hitap ediyordu, Kıymet Hanım da bir süre sonra bu adamın yaşına hürmeten olacak ki, “Hacı amca” diye hitap etmeye başlamıştı.

Hacı amca kabası yapılı bir evi olduğunu ve arsa fiyatına satacağını söyledi. Kıymet Hanım bunu duyunca gözleri fal taşı gibi açıldı. Bir yıldızı andıran gözlerini adama dikti. ‘Gerçek mi diyon amca,’ dedi. Adam, “elbette aha şurası.” Eliyle kapının dışından sağda kalan inşaatı gösterdi. Ev yan tarafta adamın bahçesine bitişik arsadaydı. Birkaç adım sonra kerpiçten yapılmış iki oda bir mutfak bir de önünde oda kadar büyüklükte hayatı olan eve geldi, henüz kapısı ve pencereleri takılmamıştı. İçeri girdi sağa sola baktı.

“Çatı akıtmış,” dedi.

Hacı amca: “Yaptırdım ben onu, önceden akıtmıştı,” dedi.

Toprak sıvalı evde akıntıyı nasıl da anlamıştı Kıymet Hanım, onu tanımayan anlamakta zorluk çekerdi.

“Eşiniz nerde kızım diye sorunca, mahzunlaştı, boynunu büktü.”

“Bu kız kundaktayken sizlere ömür amca o gerçek dünyaya göç etti, bizden erken gitti.” dedi. Adam duygulanmış olacak ki, buğulu gözlerle çocuğa baktı.

Sen okuyor musun?

Evet, üçe gidiyorum.

Ne olacaksın büyüyünce?

Polis olacağım tıpkı filmlerdeki kadın polisler gibi.

Aferin sana, oku.

Fiyatta o an anlaşmış olmalılar ki bir hafta içinde taşındılar hem de öyle alelacele olmuştu ki kış günü badanasını bile yapmamışlardı. Bu aceleciliğin nedenini daha sonraları anlamıştı kız çocuğu. Kıymet Hanım, kira ödemektense yavaş yavaş evin eksiklerini tamamlarım diye düşünmüştü, öyle de oldu. Yaz geldiğinde ev normal halini almış ancak paralar da suyunu çekmişti. Kıymet Hanım tarladan aldığı mahsulü satıyor ama aldığı para bir yıl bizi idare edecek kadar olmuyordu. En yakın komşu olan Hacı amca bu durumu anlıyor olmalıydı ki bir gün Kıymet Hanımı yanına çağırdı.

Kıymet Hanım yanından ayırmadığı küçük kızıyla ayrılmaz bir ikili gibi yaşlı adamın yanına gitti.

“Ben çok yaşlandım kızım bu bakkalı idare edemiyorum size devredeyim ne dersin çocukların rızkını çıkarırsın.” dedi.

Kıymet Hanım önce afalladı, bu beklemediği bir teklifti. Sonra kekeleyerek, “Bu bakkalımı essah mı diyon hacı amca, ben nasıl öderim bu içindekilerin parasını?”

Adam bıyık altı gülümseyerek ağır ağır konuştu. “Zarar yok evladım biraz peşinat verirsin gerisine de Allah kerim malları sattıkça ödersin? Zaten yeni malları alırken hemen para vermiyorsun sattıkça taksitle ödüyorsun toptancılara.”

Benim okuryazarlığım da yok amca yapabilir miyim ki? Onu sen bilirsin kızım. Bak oğlun lisede okuyormuş, bak bu kız da ilkokulda okuyor onlar bu işi kıvırır yapar, sana da öğretirler.

Kıymet Hanım uzun süreden beri ilk kez gülümsemişti, anlındaki çizgiler bir anda yok olmuş, yanakları pembe pembe şişmişti. (Devam edecek)

Not: Bu yazı eğitimci yazar ve şair Songül Yılmaz’dan alıntı yapılmıştır.

 

 

 

Tüm Yorumları Göster (0)