Özer Yılmaz

ZIRHLI KALELER

06 Nisan 2021 / Salı 16:34:05 | YAZARLAR | Özer Yılmaz

İşler, güçler, işlemler her türlü canlı mahlûkat tarafından bir misyonu tamamlamak üzere yapılıyor. ‘Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.’ ama insan olan mahlûkatın yoğurt yiyişi farklıdır. Her canlının bir ailesi ve bir aile yapısı ile bir yönetim erg sistemi var. Bazı canlılarda yönetim hiyerarşisi insanlardan daha faşist bir sistemi içinde barındırmakta. Bu canlıların hayat hikâyeleri incelendikçe, izlendikçe, irdelendikçe yönetim sistemlerinde bazı kuralların olması gerektiği insanın aklına nakşediliyor. Canlı mahlûkatın yaptığı iş, güç ve işlemler sırasında insan mahlûkatının dışında sanatı hayatının bir parçası haline getiren ve hayatın zor şartlarını kolaylaştırmak için yeni buluşları bulmak için ARGE çalışması yapan başka bir mahlûkatın olmadığını görmek mümkün. İnsan mahlûkatı yaptığı eylemler ile hem kendi hayatını hem de diğer mahlûkatın hayatlarının devam etmesini engellemekte, yaşam alanlarını yaşanılır halden çıkararak adeta zindan hayatı inşa etmektedir.    Hemen hemen her canlı kendine öyle veya böyle bir yuva yapar, hayatını devam ettirmek için yiyecek stokunu yapar, kendisini doğanın her türlü zorlu şartlarına ayarlar, bu hayatın doğal dengesi içinde sürekli olarak tekrarlanıp durur.

Canlı mahlûkat içinde kendi geleceğini, neslinin geleceğini nefsani duygularının arkasına atan insandan başka mahlûkat yok gibi. ‘Ne oldum deme; ne olacağım de.’ denilerek insan mahlûkatının yaşam felsefesine tasavvufi bir yaklaşım verilmek istenmiş ancak gel gör ki insan mahlûkatı bu düşünceye uymamak için kendince çeşitli yol yöntem ve bahaneler bulmak için ‘Kırk dereden su getiriyor’. Nefsani duygularını yine ön plana çıkarma telaşıyla işini, gücünü ve işlemlerini kuralına uygun yapmaktan imtina ediyor.  

İnsan mahlûkatı kişisel gelişimini nefsani duygularının arka planına atarak bireysel gelişiminin artmasına çaba göstermeye başlaması onu diğer mahlûkatın üzerinde bir mahlûkat olmasına vesile oluyor. Bireysel gelişim, kişisel gelişimin olgunlaşmasına, arkadaş ve dost çevresinin artmasına hem de taraftarının artmasına yardımcı oluyor, katalizörlük görevi yapıyor. Nefsani duyguların nitelik olarak arkadaş, dost ve taraftarın önüne çıkması halinde işte o zaman ‘Ne oldum deme; ne olacağım.’ Paradigması devreye giriyor, bu zamana kadar elde edilen kazanımlar tepe takla kaybolup gidiyor.  

İnsan mahlûkatı akraba, arkadaş, dost, taraftarının desteğiyle mevkilere ve yönetim erginin içinde kendisini buluyor. Kendisi için zembil içinde sunulan yönetim kudretini yine kendisinin arkadaş, dost, taraftarına karşı uyguladığı hoyratça yaklaşımıyla kaybediyor. Bu tür insan mahlûkatı mezarlarda sayısızca bulunmakta, kimse de hayırla yâd etmemektedir.

Kozmik yapı içinde yaratanın takdiriyle, kaderin cilvesiyle makama ve mevkie sahip olanlar hakkın, hukukun ve adaletin emredici hükümleri içinde objektif davranmayı becerebildiği oranda makam ve mevkiini koruyabiliyor. ‘Burnundan kıl aldırmayan’ tavırlar içinde olan insanlara tepeden bakan, mevkiini ve nereden geldiğini unutan, umursamaz görünen, hoyratça ve nezaketten uzak davranış sergileyen, kendisini ulaşılmaz kılmak için yaptırdığı zırhlı kaleler onun yok oluşunun hızlanmasına vesile olacak ve tarih sahnesinde ismi anılmadan silinip gidecektir.

Tarihin yapraklarına bir iz bırakmak isteyenler yaptıracağı iş, güç ve işlemlerde kariyer, liyakat ve ahde vefa örneği gösteren çalışanlar ile işbirliği yaptığı zaman misyonunu tamamlayabilecektir. Kendine zırhlı kaleler ören ve ‘Kraldan çok kralcı’ olan yalakalar ile hiçbir yere gidilemeyeceği aşikârdır. Kendini pohpohlayan, gerçeklerin görülmesini istemeyen yalaka insanları kendine taraftar seçen kişilerle tarihin sayfasına bir iz bırakamadan bu dünyadan göçeceğini bilmelidir, onun için yaşamış olduğu hayat ha var; ha yok olur, bir şey fark etmez.

Tüm Yorumları Göster (0)