Bizim köyümüze de yakın köyler ve bilhassa Posof un bazı köyleri bütün marangoz ihtiyaçlarını bizim köylerimizden karşılarlardı. Bizim büyüklerimiz sülalece hepsi, dedelerimiz, amcalarımız hepsi birer iyi marangozdu.
Köyümüzde ve yöremizde bizim sülalemizin ikinci lakabı –Ustalar- olarak anılırdı ve herkeste öyle bilirdi. Rahmetli dedem ve amcalarımız, onların oğulları ve bizim babalarımız çok iyi bina ve cami ustasıydılar.
Dedem rahmetli bana çocukken çok anlatırdı, Batum da Acara da Çiruk ta ve yine yakın köylerimizde yaptıkları camiler, minareler halen bile ayakta durmaktadır.
Rahmetli dedemi yakınımızda ki Çermik köyüne at sırtında götürmüşler ve yeni yapılan caminin minaresini onu tarifine göre yapmış ve dikmişlerdi ve o cami ve minare halen kullanılmaktadır.
Yine rahmetli Necip amcamı ilerlemiş yaşına rağmen Kayadibi köyüne götürmüşler oranı yeni yapılan camisinin iç mimarisini, nakış oya ve süslemelerini o yapmıştır.
Babam ömür boyu ayağında bir yarayla yaşadı. O yara ona 2.Dünya savaşı yıllarında Gaziantep İslâhiye de 4 yıl boyunca yaptığı bir askerlik hatırasıydı. Hem de kötü bir hatıra.
Babam İslâhiye de askerken o zaman askerlik dört yıl olduğu için askerliği hem uzun hem de çok meşakkatli geçmiş.
Ninem, dedem babamı tek erkek evlatları olduğu için (iki de halam vardı) çok severlermiş. Onu çok uzak yere hem de uzun bir süre askere gönderdikleri çok üzülmüşler. Ama ne yapsınlar ki vatan borcu, başka şeye benzemez. Sonra da ondan uzun bir süre haber alamamışlar.
Şimdiki gibi telefon, haberleşme cep bir şey yok tabii. Babam da okuma yazma bilmediği için mektupta yazamıyor.
Sonra bir gün babamın askerlik yaptığı karakolda ki komutan bir gece babamı ve yanına aldığı üç arkadaşını da beraber karakolun çok uzağına bir ormanlık alana götürüp orada kestirdiği bir ceviz ağacını( artık ne yapacaksa) , babam ve üç arkadaşının sırtında tabut taşır gibi taşıtarak omuzlarında dere tepe tırmanarak karakola getirmişler, ama ağaç çok ağır olduğu için babam çok sıkıntı çekmiş ve ayağının birisi topukla diz arasında zorlamaya bağlı olarak bir siyahlık oluşmuş ve ayağı ağrımaya başlamış.
Ağrı zamanla dayanılmaz hale gelince askeri hastaneye kaldırmışlar orada günlerce kalmış. Uzun tedaviler sonucu Allah tan ayağını gangren olmaktan kurtarmışlar ama yara tamamen geçmemiş.
Ayağının iç tarafında bilekten biraz yukarıda etrafı siyahlaşmış ve ölene kadar hiç geçmeyen ceviz büyüklüğünde bir yarayla yaşadı.
Orada hastanede yatarken neden öyle olduğunu sormuşlar ama komutanından korktuğu için gerçeği söyleyememiş.
Ama bize anlatmıştı. Biraz ağır bir iş yapsa veya biraz zorlasa hemen o yara derinleşir, irin kaplar ağrı dayanılmaz hale gelirdi.
ASLAN TORUN