O zamanlar köyde ilaç, doktor, hastane olmadığı için bir şey yapılamadı. Sonradan ben onu okurken ve sağlıkçı olarak görev yaparken doktora götürüp tedavi ettirmek istedim ama hep-Benim ayağımı keserler diye korkuyla doktora gitmek istemedi.

Ben her ne kadar ona-Baba bir doktora gidelim gösterelim sen veya ben istemedikten sonra kimse senin ayağını kesemez dediysem de babam hep o korkuyla yaşadı ve –Oğlum bu artık benim kaderim ne yapalım diyerek öyle yaşadı ve öldü, ama babam o komutanına hiçbir zaman hakkını da helal etmedi. Bizde tabii.

  Babamla annem birbirlerine çok düşkündüler. İş konusunda olsun başka zamanlarda çok ağız dalaşı yapar,  çok tartışır, çok kavga ederlerdi ama birbirlerinden de bir gün bile ayrı kalmazlardı. Ben askerlik hariç onların hiç ayrı kaldıklarını hatırlamıyorum.

İşte,  güçte, bağda, bahçede, tarlada, çayırda gece gündüz hep beraberdiler. Biz büyüyüp memur olup gurbete çıkınca annemiz babamız bazen benim, bazen de İnegöl e ağbimin yanına gelir, kışları bizim yanımızda geçirirlerdi.

Ama bilhassa babam gurbette sıkılır, fazla durmak istemeyip hep evini özler, evinde ki rahatlığı başka bir yerde buladığı için hemen köye evimize dönmek isterdi. Annem uzun yıllar romatoid atritr dediğimiz ellerinde, parmaklarında ve kollarında başlayan şiddetli ağrılı bir hastalıkla yine mücadele ederek 1995 yılı Mayıs ayında vefat etti.

Annem bu hastalığı uzun yıllar çekmişti. Hele son yılları tamamen yatakta geçirmiş kendisine o sıkıntılı ve çileli zamanlarda hep ablamla beraber sağ olsun babam bakmış ve yardımcı olmuşlardı.

Burada şimdi ki gençliğe ibret olması bakımından babamla yaşadığım bir konuşmayı nakletmek istiyorum. Ben annemin cenazesine yetişemedim.

Mevsim sıcak olması ve benim yetişmem zor olduğu fazla bekletememişlerdi. Ben sonradan eve vardığımda babama aynen şöyle demiştim- Baba Allah senden razı olsun annem yıllarca hastalık çekti yatalak oldu sen yılmadan usanmadan ona baktın, onun yardımcısı oldun, inşallah annem senden razı olmuştur dediğimde Babam ağlamaklı bir şekilde bana bakmış ve aynen şöyle söylemişti-Oğlum ben anneni biliyorsun çok severdim o da beni çok severdi uzun yıllar yatalak yattı, keşke yaşasaydı yine uzun yıllar yatalak olarak yatıp yaşasaydı, evde bir nefes bile alıp bana arkadaşlık etseydi, bir can yoldaşım gibi ben ona o yatalak haliyle bir on yıl daha bakardım demişti. Eskiler öyleydi, şimdi bilmiyorum aynı duygu ve düşünceleri taşıyan insanlar ne kadar kaldı acaba?

  Annem öldükten sonra babam iyice yalnızlaştı, kendi kabuğuna çekildi. Köydeyken bazen ablamlara uğrar, oturur, yemek yer akşamları onların-baba biz de kal gece eve gitme demelerine ve yalvarmalarına rağmen mutlaka eve gider kendi yalnız başına kalır kimseye yük olmaz istemezdi. Bazen İnegöl e gelir ağbimlerde bazen de Balıkesir e gelir bizim yanımızda kalırdı, ama fazla duramazdı.

Hayatında ne içki ne sigara kullanmadı, hiçbir kötü alışkanlığı yoktu. Çok çalışmayı sever erken yatar kalkardı. Bilhassa ramazanda herkesten önce camiye gider caminin sobasını yakardı. Dini bütün bir insandı. Annem ölene kadar babam hiç doktora gitmedi.

Annem öldükten bir yıl sonra onu bir doktora götürdüm sadece midesinde ufak bir rahatsızlık çıktı o kadar. Ayağında ki yara dışında onun ben ölene kadar hiç hasta olduğunu görmedim.

ASLAN TORUN