Sen İstanbul gibisin, İstanbul sen gibi…
Gözlerin rengi mavidir gözlerimde,
Derin ve güzel. Saçların rüzgardır
Yedi tepeden yüreğime esen, Melteminde…
Dudaklarımdan dökülenler, Ezan saatinde huzur…
Ve mehtap, iri güller ve aksin.
Sen İstanbul gibisin, İstanbul sen gibi.
***
Ben çiçekçi bilmem. Çiçek dedim mi, aklıma gelirsin.
Sana verecek çiçeği, hala bulamadım, İstanbul nefeslim.
Altın, zümrüt ve elmas, elbette değerlidir de…
Gözlerine ışığı veren cevher, hangi madende…
Sen İstanbul gibisin, İstanbul sen gibi.
***
Bende ne yaptım? Senle sokakları donattım.
Tüm caddelere saçlarını koydum, özenle. Essin diye…
Ve sahile giden tüm yollara, yazdım sözlerini…
Ve gözlerini sahil eyledim, yüreğime. Masumane işte…
Sen İstanbul gibisin, İstanbul sen gibi.
***
Ama yüreğini koydum, yüreğim üstüne.
Sağ elimi sol yanıma dokunmadan, titredim.
Elimi koyunca, kendimden geçtim. Avarece…
Ve çay demledim düşlerimde, gözdeki nemle…
Sen İstanbul gibisin, İstanbul sen gibi.
***
Ve zaman, küçük bir elveda içinde,
Büyük bir an. Ve ben,
Bazen sokakların sönük bir lambası,
Sarı hüzün… Veya bir kaldırım taşı
Ayaklar altında yol alan ve yüreğim;
Pespaye bir sergüzeştlik içinde kırılgan.
Yüreğe düşlerin yağdığı geceler,
Akıllara yağar gerçekler…
Düşler naif ve nem-i zemheri dolu,
Gerçekler tokadı mahşer.
Olsun be gülüm, bu da geçer.
Eyvallah
Bekir AYDOĞAN