Dünya gündemi o kadar hızlı değişiyor ki adeta nefes gibi. Gündemi takip etmeye insanın mecali yetmiyor. Bir tarafta dünya siyasetinde yaşanan değişimler, bir tarafta ise yurdumuzda yaşanan değişimler. Dünya siyasetinden çok ülkemizde ki değişimler daha hızlı ve adeta baş döndürücü nitelikte.

Donald Trump’un iktidara gelmesiyle dünyanın bir nebze nefes alacağını umanlar ne yazık ki ters köşe oldular. Trump bir taraftan Kanada’yı elli ikinci eyalet olarak istiyor, bir taraftan Grönland’ı istiyor, bir taraftan Ukrayna’nın nadir elementlerini istiyor, bir taraftan Filistinlileri Gazze’den başka ülkelere sürerek orayı turizm merkezi yapmak istiyor. Bu son isteğinin hiç de ahlaki ve insani olmadığını ifade etmek istiyorum. Bu kaçık adeta dünyanın tek sahibiymiş gibi her şeyin nalına mıhına vuruyor ve kimsenin gıkı çıkmıyor. 

Bütün bu olup bitenlerin içinde insanın içini sızlatan bir olay var ki o her şeyin tuzu biberi oluyor. Ne yazı ki hiçbir kural kaide, kutsal değerleri tanımayan Siyonist Soykırımcı İsrail’in Müslümanların kutsal kabul ettikleri Ramazan ayında yapmış olduğu soykırımı hiçbir olay kapatamıyor. Buna rağmen gündemin akış hızı o kadar yüksek ki insanların dikkati ister istemez başka yerler kayıyor. Bir konu üzerine tam yoğunlaşmışken bir bakıyorsunuz takip etmek istediğiniz konuyu Sümen altı edecek başka bir konu ortaya çıkmış oluyor. Böyle olunca da bütün olayları Sümen altı eden son olayı yazmak zorunda kalıyorsunuz.

Malum son bir iki aydan beri Terörsüz Türkiye kavramı ülke gündemini çokça meşgul etmişti. Yıllardır ülkemizin kaynaklarını emen terör belasından kurtulmanın yolları aranırken başka gündemler ortama düşmeye başladı. Olaylar o kadar hızlı ve girift ki neyin yanlış neyin doğru olduğuna insan şaşırıp kalıyor.

Ülke gündemine düşen diploma krizi insanlar tarafından henüz hazım edilememişken yolsuzluk ve terör faaliyetlerinin yapıldığı iddiasıyla gözaltına alınanların isimleri ve sayısı gündeme bomba gibi düştü. Diploma krizinin evveliyatına bakılırsa daha önce toplum nazarında adam akıllı güvene sahip kurumların hiçte güvenilir olmadığı ortaya çıktı. Eğri oturup düz konuşalım, olaya ne siyaseten bakalım nede bir tarafın tarafı olarak. Olaya dosdoğru objektif bakmaya çalışalım. Zamanında bir şekilde usulüne uygun olmayan yöntemlerle akredite olmamış bir üniversiteden, ÖSS’den aldığı puanıyla yatay geçiş yaptığı üniversiteye hiçbir zaman giremeyecek durumda ki kişi ve kişiler şartlar manipüle edilerek bir yatay geçiş hikâyesi gerçekleşmiş. Bu usulsüz geçişin tespiti yapıldıktan sonra taraflı ya da tarafsız herkesin usulsüzlüğü yapanları eleştirmesi gerekirken bu durumu ortaya çıkaranlar eleştiriliyor. Çok tuhaf değil mi? Birçok insan usulsüz bir şekilde hakkı olmayan bir üniversiteye sahte yollarla kayıt yaptırmış ve söz konusu üniversiteden mezun olmuş. Bu mezun olanların birçoğu üst düzey görevlere gelmiş şimdi çık işin içinden çıkabilirsen.

Bütün gözler diploma krizine yönelmişken bu kriz yetmezmiş gibi birde rüşvet ve yolsuzluk hikâyesi işin içine karıştı. Ülkemiz çok ilginç bir ülke usulsüzlük yapanlar gerçekten usulsüzlük yaptı mı? Rüşvet alanlar gerçekten rüşvet aldı mı? Olaylara taraflı tarafsız herkes şüphe ile bakıyor. Bizlere düşen görev sabredip yargının vereceği kararı beklemek olmalı. Bir ülkenin ayakta kalması, gelişmiş ülkelerin seviyesine çıkması ancak ve ancak adaletin gerçekten tecelli etmesiyle mümkündür. Her ne olursa olsun hakkın yerini bulması gerekiyor.

Yargının vereceği kararı beklemeden taraflı hüküm vereceğini söylemek ve bunu gerekçe göstererek insanları suizan altında bırakmak hiçte adil bir davranış olmadığını ifade etmek gerek. Toplumun güvenliğini sağlamakla görevli insanlar, ne yazık ki yapılan usulsüzlükleri görmezlikten gelerek güvenlik görevlilerini taciz ve tehdit ediyorlar. Güvenlik görevlilerine karşı adeta terör estiriyorlar. Güvenlik görevlisi dediğimiz insanlar da senin benim gibi vatandaş. Emeği ile geçinen, devletin ve halkın güvenliğini canı pahasına korumaya çalışan bu insanlara karşı yapılanların affedilecek cinsten olmadığını söylemek istiyorum. Her ne olursa olsun güneş balçıkla sıvanmaz. Gerçekler er ya da geç ortaya çıkacak. Bekleyelim görelim ne demişler Şeriatın kestiği parmak acımaz. 

ÖZER YILMAZ