Gezi olayları taksim meydanına yapılacak olan topçu kışlası gerekçe gösterilerek çevre hassasiyeti(!) üzerinden bir sokak hareketi olarak başladı..
O güne geri döndüğümüzde ülke parlamenter sistemle yönetiliyor, ülkenin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan idi..
Konjonktür aslında çok kısa zamanda olayların bitirilmesine müsait idi..
Ama iş anlamsız bir şekilde çok büyüdü veya büyümesi istendi..
Benim şahsen toplumsal bir hak arama hareketi olduğunu düşünmediğim bir süreç yaşandı..
Hükümet de belki ilk kez kendi siyasi ve özellikle kolluk kuvvetleri üzerindeki gücünü test etti..
Sürecin sonunda Erdoğan gezi öncesi olan gücünden çok daha fazla etkin bir isim haline geldi...
Gezi aynı zamanda hem Erdoğan'ın tabanında şahsi karizmasını büyütürken hem de Akparti'nin devletleşme sürecine hız kattı..
Devletleşme süreci Akparti'yi toplumun "Erdoğan'ın tabiriyle evde zor tuttuğu %50 dışındaki " diğer kesimiyle bağlarını iyice koparttı..
Artık karşılarında daha otokratik bir yönetim olduğunu düşünmeye ve hissetmeye başladı..
Peki o günlerde Gezi'nin ana unsurları kimlerdi ?
Gezi'nin başında içinde bulunduğu çadırın yıkılmasını engelleyen grubun lideri dönemin BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder idi..
Gün be gün uzayan Gezi olayları çoğunlukla BDP taraftarları, marjinal sol örgütler ve zaman zaman da CHP milletvekilleri tarafından desteklendi..
Halbuki henüz olaylar başlamadan iki ay önce yine tarihi nitelikte bir olay gerçekleşmişti..
Kasım 2012 den beri süre gelen çözüm sürecinin etkisiyle Apo'nun nevruz mesajı Diyarbakır meydanında okunmuştu..
Yani BDP ve Akparti o dönem uzlaşabilecek kadar birbirlerine yakın iki parti iken bu kargaşa neden bu kadar uzadı anlaşılır gibi değildi..
Bir yandan Akparti kabinesi genel olarak daha uzlaşmacı bir tavır sergiliyor , Cumhurbaşkanı Abdullah Gül sükunet çağrısında bulunuyordu..
Dönemin bakanları Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik olayların yarışması için gerekirse "topçu kışlası" için referandum yapabileceklerini dahi söylüyorlardı..
Ama ona rağmen Erdoğan sürekli olarak sert tutumunu devam ettiriyordu..
Olaylar yaklaşık iki ay sürdü..
Eylemcilerden tutuklananlar oldu, ölenler oldu..
Öte taraftan bir çok kamu görevlisi ve kamu malı zarar gördü..
Ülke tarihinin en büyük ekonomik kayıplarını yaşadı..
MHP o dönem muhalif kanatta olmasına rağmen sağduyulu tavrı ile seçmenlerine sokağa çıkmamaları talimatı verdi..
CHP kurumsal olarak olaylara destek vermesine rağmen BDP kadar aktif değildi..
Şimdi bugüne gelelim..
Yine bir çözüm süreci eşiğindeyiz..
Hem de o gün şiddetle karşı çıkan MHP'nin başlattığı yeni bir süreç..
Öyle olmasa bile MHP bu gibi olaylarda genelde ne lehte ne de aleyhte sokağa çıkmıyor..
Bugün DEM elindeki son fırsatı heba etmemek adına protestolara katılmıyor..
Katılmadığı gibi net bir tavır sergiliyor biz CHP'nin eylemci gücü değiliz diyerek...
Gezi'de destek aldığı CHP seçmenine tabiri caizse sırtını çeviriyor..
Gerçi iyi tarafı şu ki DEM parti tabanında protestolar sırasında provokasyona açık kişi sayısı oldukça fazla sayılabileceği için eylemlere katılmıyor olması sevindirici..
CHP seçmeni daha mutedil daha sakin protest bir tavır sergiliyor..
Gezi gibi bir vandallık yaşanmayacağını öngörebiliriz..
Kaldı ki bugün CHP seçmenin yanısıra apolitik dediğimiz gençlerde gerek demokratik hak arayışı gerek ekonomik sebeplerle bu toplantılara katılıyor..
Hatta bunların arasında Akpartili ailelerin çocuklarının da olduğunu da varsaymak çok da ütopik değil..
Peki Erdoğan şimdi hem de başkanlık sistemi ile daha güçlü olmasına rağmen neden Gezi kadar sert bir tutum sergilemiyor?
Olayların başlangıcına sebebiyet veren "Ekrem İmamoğlu" davasından bağımsız olarak bakarsak bence artık evde zor tuttuğu bir %50 yok..
Belki seçim olsa alabileceği bir %50 oy var ama bir sözü ile sokağa çıkarabileceği bir kadrosu kalmadı..
Çünkü kendi parti yöneticileri de tıpkı Külliye'de olduğu gibi halktan kopuk bir kadro durumuna düştü..
Gezi döneminde bakanlar, MKYK üyeleri seçmen üzerinde etkisi olan siyasi geçmişleri kuvvetli isimlerden oluşuyordu..
Güçlü bir siyasi temeli olan Akparti bugün artık teknokrat bir kadroya döndü..
Hakan Fidan hariç hangi bakan bugün doğup büyüdüğü ilde (bakanlık titri olmasa) arkasına 100 kişiyi alabilir..
Mesela turizm bakanı Mehmet Nuri Ersoy...
Mesut Özil mi destek etkileyecek tabanı..
Ya da bir günde Akparti MKYK sına giren Kürşat Zorlu, Ünal Karaman falan mı teşkilatlar üzerinde etkili olacak..
Kaldı ki uzun zamandır belediye seçimlerinde başarısız olmalarına rağmen il ilçe başkanları bile duruyor diye seçmen zaten kendi teşkilatlarına küsmüş durumda..
Bu gibi sebeplerden dolayı kamu gücü Gezi günlerine oranla çok fazla artmasına rağmen daha sakin bir tavır görüyoruz..
Protestolara katılan vatandaşların vandallık yapmayışı, marjinal sol ve de bölücü örgüt uzantılarının işin içinde olmayışı, paralel devlet aparatlarının tasfiye edilmiş olması, kolluk güçlerinin daha mutedil oluşu, hükümetin de çok şahin bir duruş sergilememesini düşünürsek olaylar ne kadar sürerse sürsün ikinci gezi çıkmayacaktır diye düşünüyor ve umuyorum..
Kendi yazıma bir şerh koymam gerekirse bugün ile o gün arasında bir fark da şu , belki de o yüzden daha sakin iktidar kanadı..
Şimdilerde muhaliflerin sesi "hukuken" çok daha kolay kısılıyor..
Bazen soruşturmalar ile bazen RTÜK eliye..
Nasıl olsa susmak zorunda kalacaklar diye de olabilir...
Selametle..
#kae