Muazzam bir medrese olan Ramazan ayı, biz Müslüman talebelerine her yönden eğitime tabi tutuyor. Bedenin aç kalmasıyla ruhumuzda olgunlaşması beklenen hal ve tavırların filiz verdiğini hissediyoruz.
Nefsin arzu ve isteklerinin hepsini dizginleyemesek de sabır en büyük dersimiz oluyor. Biri bize sataştığında kaba davrandığında Ben oruçluyum diye tavsiyede bulunan Hz. Peygamberimizin sözünü hatırlıyoruz. Sabrederek geçiştiriyoruz olabilecek zararları.
Yardımlaşıyoruz, bir sevaba 10 kat verildiğine inanarak. Fitreler, sadakalar, zekatlar, iftarlar vb. İnsan paranın tahakkümünden kurtulduğunu hissediyor inancının verdiği güçle. Biliyor ki Rabbi ona ebedi olan hayatta daha fazlasını verecek. Lakin O’na olan iman, ibadetini de besliyor.
İbadetlerimiz, günün her saatinde bitmez tükenmez bir gönül huzuru veriyor. Yedik, içtik, şiştik...
Bağlamında gerçekleşen iftar sofralarının ardından bir hareket silsilesi olarak kıyamda durmak, rükûda kalmak, secdeye kavuşmak, tahiyyatta oturmak... Ve bunu 40 defa yapmak. İnsanın gönlüne Ramazan'ı yaşama aşkı aşılıyor.
Kur'an okumak... Kainatın yaratıcısı, din gününün sahibi Rabbimiz ile muhabbet anlamına gelen kelimeleri telaffuz etmek.
“Ya eyyühellezine amenû (ey iman edenler) ifadesini duyduğunda başını çevirip bakmak ve “Lebbeyk Allahümme lebbeyk (buyur Allah'ım) diyebilme anlayışında olmak...
Aciz kulun Kudret ve makam sahibi rabbi ile diyaloğa geçmesi. Bir taraftan Arapçası, diğer taraftan anlayacağı dille Türkçesi... Hakikatiyle anlayabilsek göğsümüz çatlayacak neredeyse.. Ne büyük bir nimet ne büyük bir makam...
Sonra saygı dersine geçeriz. Kendi nefsi ile uğraşan insanlar başkalarının hatalarını/kusurlarını fazlaca önemsemezler.. İçine dönmüş nazarlar, dıştakilerini görmezden gelebilir.
Aslında bu yazıyı kaleme almama sebep Avrupa maçlarında iftar saati geldiği vakitte maçın durdurulup Müslüman ve oruç tutan sporcuların iftar etmesine vakit tanınması... Müslüman olarak böyle bir manzara gördüğümüzde geçmiş zamanlardaki din düşmanlığının ne kadar katı olduğunu hatırlıyoruz.
Hemen bu manzaranın yanında okullarımızda kendi öğrencilerimizin saygısızca yemek yediklerini görmemizi hatırlıyoruz. Oruç tutmakta mazeretli olan kız öğrencilerden oruç tutan arkadaşlarına hürmet sebebiyle okul kantinden bir şey almamalarını umuyoruz.
Bütün saygı duymama rağmen onları görünce nedendir bir kızgınlık yüreğimi basıyor, anlamıyorum. “Elin gavuru” diye tanımladığımız Avrupalılar, Müslümanlara saygı konusunda koskoca organizasyonları yarıda kesiyor ya da inançlarına göre kıyafet giymelerine ses çıkarmıyorlarsa...
İnsan zihninde iki fotoğrafı teraziye koyuyor elinde olmadan. Lakin duygusallığı kıyıya bırakıp Avrupa'nın yine Müslümanlara düşman olduğunu, bizim günahkar gençlerimizin de kalplerinde derin bir iman olduğunu unutmak, görmezden gelmek istemiyorum.
Ramazan medresesinde eğitim alan Müslümanların derslerinde başarılı olmalarını; geleceğe, ki cenneti kastediyorum, iyi hazırlanmalarını temenni ediyorum.
AHMET TAŞTAN