Siyasi olayların, sosyal hayatı şekillendirdiği bir zaman sürecinden geçiyoruz. Geçmiyoruz aslında. Çünkü her zaman böyle olur zaten. 

Sosyal olaylar, siyasi olayları; siyasi olaylar da sosyal olayları sürekli yönlendirme ile akıp giden süreçler bir milletin tarihini oluşturur.

Yargı-siyaset ilişkisinin de her zaman halkın üzerinde derin tesiri söz konusudur.

  Elinde mikrofonla otobüs üzerinde mevki kapmış baş aktrislerin bile bazen figüran haline dönüştüğünü izliyoruz.

 Yüzleri kapalı vandallar, toplumun önündeki izlerin sahibi. Kimliği belli olmayanların ardında duranlar, dini ve milli olana düşmanca tavırlar geliştiriyor bu değerler sadece iktidarınmışcasına.

Zehirli nefret tohumları ekilen genç zihinler için, umut haline gelmiş biriydi kahraman(!) hırsız. 

O, dokunmazlık zırhını sırtına geçirmeden yargıçlar, yolsuzluk fermanını astılar boynuna. Esti gürledi ve fırtına dindi.

Amma hakkını yememek lazım: ardından hukuk karşısında suçlu savunacak bir topluluk oluşturdu. Hayalleri, umutları olan üniversiteli gençler ne yapsın şimdi deli dana gibi debelenmeyip.

Memleketleri için güzel işler yapacak bu gençlerin gönlünde yakılan sahte ışıklar söndü, sönecek bir bir.

Güvendikleri dağlara yağan karlar istikballerinin yolunu kapayacak belki de. Hem milletin malına hem de kişisel verilere çök, ne olacak bu gençler.

Neyin uğruna mücadele ettiklerini, niçin biber gazı koklamak zorunda olduklarını, niçin coplandıklarını bile fark edemeden göz altına alınmışlar.

 Her türlü duyguyu normalin üzerinde yaşayan ergenler, gösterilen hedefe yüreklerini koymuşlar ama akıllarını kısmışlar.

 Polise karşı duruyorlar, kamu düzenini bozuyorlar.

 Bir polis ve eylemci arasında geçtiği iddia edilen bir cümle okumuştum:

Polis memuru, ODTÜ öğrencisine: “akıllı olun” diyor. Öğrenci: “Ben buraya 500 tam puanla girdim, daha ne kadar akıllı olabilirim!” deyince polis memuru: “Madem 500 puan alacak kadar akıllıydın da yeterli puan ağlamayıp sahtekarlık yapanın peşinden niye gidiyorsun!”

Politize olmuş gençlerin siyasi aktörler tarafından yönlendirilerek, akıl ve mantığın almayacağı kadar aşağılık bir tavırla devletine, cumhurbaşkanına saygısızlık yapmalarından ne bekliyorlar?

 Bu onları nasıl bir yalnızlığa ve karamsarlığa iteceğini düşünmüyorlar mı hiç?

Tarafgirlik duygusuyla hareket eden, his ve heyecanlarının baskısı altında çırpınan bir takım gençler, hak hukuk ararken zihinlerinde parçalıkları adalet terazilerinin yerine ne koyacaklar acaba?

 “Bir kavme olan kızgınlığınız, sizi adaletten alıkoymasın!" buyuran ilahi kelam, acaba onların kültür dünyasında kaç gramlık yer tutar?

 “İnsan kızdığı zaman şeytan, kanının dolaştığı damarlarında dolaşır” derler.

 Yayından boşalmış bir ok gibi kime, neye zarar vereceğini düşünmeden adi protesto eylemi yapanlar,  filmdeki hangi figüran rolünü üstlendiğini, filmin galasında anlayacaklar galiba.

AHMET TAŞTAN