Bir gece düşünün, sözlerin en kusursuzu, en mükemmeli, en değerlisi, en akıcısı, en edebisi, en kapsayıcısı, en muntazamı, en hayrete düşüreni, en can alıcısı, en düşündüreni, en dokunaklısı, en uyumlusu, en anlamlısı, en ahenklisi, enlerin yetersiz kaldığı, her hali başka, bütünlüğü bambaşka olan bir kelamın, yeryüzüne indiği bir gece.
Öyle ki okuyanı mest eden, dinleyeni hayran bırakan, her okuduğunuzda başka bir anlama sizi götüren, ufkunuzu ve idrakinizi açan bir mucize. Şiir deseniz eksik kalır, düz yazı deseniz yetersiz, sadece dini bir metin deseniz yine yeterli olmaz. Ezberleri bozan, içindekiler ile insanı, hayatı, kâinatı, canlı-cansız âlemi, psikolojik ve sosyal halleri, sonsuz hayatı, her şeyi ile kucaklayan bir ilahi kitap… Rahmet Elçisi’ne sorulduğunda ,“Senin mucizen nedir?”, diye, Kuran-ı Kerim, dediği bir kelam.
Cahiliyenin derdini, omuzlarında hisseden, ruhu daralıp uzlete çekilen , Muhammed’ül Emin’e indirilen ve onun nezdinde tüm âleme gelmiş son ilahi kitap. Karanlık bir çağın yaşandığı dönemi, asr-ı saadete çeviren, insanlıktan bihaber bedevileri, medeni kılan bir kelam.
İnzivada, yaşadığı dönemin adaletsizlik, ahlaksızlık ve zulümlerinden bunalmış El Emin, Kâbe’yi seyredip tefekkür ederken hep bir çare arıyordu. Yaşanılanlar ağır geliyordu, kalbine, naif ruhuna. Bir ümit peşindeydi, Rabbi ’ne sığınıp O’ndan yardım istiyordu. Kendini, sessiz, ama huzur dolu Nur Dağı’nın Hira mağarasına bırakmıştı. İnsan, dağ ikilisi, bu tevafuk, hikmetler barındırıyor sanki.
“ Emaneti, dağa teklif ettik, kabul etmedi, ancak insan kabul etti…” ayeti, peygamberlerin çoğunun bir dağ ile bağlantılı oluşu… İşte yine bir dağ ve insanlığın arayışı. Ve o gece, kıymetinin paha biçilemeyeceği, tam olarak ne anlama geldiğinin anlaşılamadığı o özel gece… Kuran-ı Kerim’in yeryüzüne inmeye başladığı, Melekler ve Cebrail’in sağanak sağanak rahmet indirdiği, bin aydan hayırlı kılınan, o mukaddes gece. Öyle ki, adına Sure indirilen, özellikleri ve kıymeti anlatılan, sabaha kadar, kâinata esenlik veren, değerinin çok oluşundan ötürü Kadir gecesi olarak anlamlandırılan, ömre bedel gece…
Nasıl öyle olmasın ki, Kâinatın yegâne sahibinin, kullarına seslenişi, bize kıymet vererek adam yerine koyması, muhatap alması değil midir? Hal böyle olunca, bu gecenin değerini aklın alması mümkün değildir. İman, kalp ve ruh ancak idrak etmeye gayret edebilir. Bu yüzden, bin aydan hayırlı, hesapların yetersiz kaldığı, ömre bedel bir gecedir.
Hikmet-i İlahi’ye bakın işte o gece, on bir ayın sultanı Ramazan ayının son on gününe gizlemiştir kendini. Rahmet Elçisi’ne ne vakit olduğu sorulduğunda; “ Ramazanın son on gecesinde arayın, sonra tekli gecelerde arayın”, diye buyurmuş. Kıymetine paha biçilmez, değeri ölçülmez kadir gecesi, tam olarak hangi gecedir, Rabbimiz bilir. Ancak bizlere sunulan ipuçlarını değerlendirmek de bizim elimizdedir. Şu vakitler, artık bu seneki Ramazan ayının son on günlük dilimine girmiş durumdayız. Belki bu Ramazan, son Ramazanımız, kim bilebilir ki?
Öyleyse elimizden geleni yapmalı, bu geceyi ihya etmek ve kaçırmamak için gayret göstermeliyiz. Peygamberimiz, son on günde itikâfa girerek, tamamıyla, kendini dünya işlerinden çeker, gerçek Sevgili ’ye ibadet, zikir ile geçirir, tefekkür ile değerlendirirdi. Her günü ayrı kıymetli olan, sonu cehennemden kurtuluş, bağışlanma ve rahmet ayı olan Ramazan ayımıza veda etmeye sayılı günlerimiz kaldı. Dünyalık bir hedefe bile ulaşmak için zahmet, yorgunluk çekerken, sonsuz hayatımız için çabalamanın zamanı geldi de geçiyor bile…
Hayatımızdaki yüklerimizden kurtulmalı, benlik, hırs, dünya telaşı, elbiselerimizden arınmalı, paha biçilmez günlerin kıymetini, kadrini bilerek, kendimizi temizlemeli, silkelemeliyiz. Ve hayat Rehberimizin, Kadir gecesine ulaşırsak, bizlere tavsiye ettiği duayı dilimize virt eylemeliyiz:
“ Allah’ım Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affeyle.” ( Amin)
Sevda ÇEVİK